Eleştiriden
Öteye
21. yüzyılın ilk
çeyreğini yaşıyoruz ya da da bu çağdan geçiyoruz, onu deneyimliyoruz. Artık
psikologlar, spiritüeller nasıl tanımlıyorsa… Değişen fikir akımlarından,
gelişen teknolojiden herkes payını alıyor. Bundan tamamen kaçmak isteseniz dağ
başına çıkmanız gerekir diyeceğim ama orada bile tepenizde uçan bir drone
görebilirsiniz. En iyisi -klasik tabirle- pergel gibi bir ayağımızı sabit tutup
diğer ayağımızla gezinerek “Burada neler oluyor?” diye bakmak ve doğrularımızla
çelişmediği sürece kendimizi güncellemek.
Peki ya bunu herkes
yapamıyorsa? Değişimin içinde fazlaca savruluyor ve bocalıyorsa?
Kuşak fark etmeksizin
tesettürden çıkan influencerlar, dini bir görüşün temsilcisi iken artık eskisi
kadar muhafazakâr bakmadığını açıklayan hocalar, hassasiyetlerinin azaldığını
söyleyen yakınlarımız… Onlara karşı tavrımız nasıl olmalı?
“‘Şunu gördün mü?
WhatsApp profilini değiştirmiş, Instagram’da kapalı fotoğraflarını da
kaldırmış. Ne kadar ayıp!” Muhafazakâr bir çevrede yaşıyorsanız özellikle X ve
Y kuşağından buna benzer cümleler duymuşsunuzdur.
Öncelikle kimsenin
kararını destekleme ya da yargılama sorumluluğuna sahip değilim. Sadece birkaç
noktaya işaret etmek ve bizim tavrımızı şekillendirecek bir çerçeve çizmek
istiyorum.
Etrafımızda olup
bitenlere gerçekten ne kadar üzülüyoruz? Üzülüyorsak ne kadar samimiyiz? Yoksa
“Bak o açıldı, ben açılmadım, ondan daha iyiyim” kafası mı bu? Peki gerçekten
üzülüyorsak, o kişi açıldıktan ya da görüşünü değiştirdikten sonra ne yaptık?
Arayıp “Böyle bir şey gördüm, nasılsın? Konuşmak istediğin bir şey var mı,
birlikte kafa yorabiliriz” deme cesaretini gösterdik mi?
Unutmayalım ki
ortalama 70 yıllık ömrümüzün sadece bir kesitini görüyoruz. Bahsi geçen
insanların da hayatının sadece bir kesitine şahit oluyoruz. Neler
yaşayacağımızı, nasıl buhranlardan geçeceğimizi bilmiyoruz. Belki o kişi
yanlışından döner ve bizden çok daha iyi bir şekilde emaneti teslim eder. Ama o
kınamanın bizi nelere sevk edeceğini, bir sözümüzle kendimize nasıl
zulmedeceğimizi bilemeyiz. Sahabe dediğimiz kişiler de Hz. Muhammed (as)’a
peygamberlik geldiği anda topluca iman etmedi; kimi hemen inandı, kimi sonradan
mutmain oldu. Çünkü verilmiş bir mühlet var. Kur’an-ı Kerimde rızkın garantisi
verilmiş ancak imanın garantisi verilmemişken nasıl olur da başkaları hakkında
bu kadar büyük laflar edebiliriz?
Hiçbir zaman
imtihanların kişisel olduğunu düşünmedim. Evet, kişinin kendi üzerine düşen bir
sorumluluğu var ama ebeveynin büyük konuşmaları da çocuğun hayatına sirayet
edebilir. Bu konuda anne babalara da önemli bir görev düşüyor. Hele ki
Tirmizî’den şu rivayet akılda tutulmalı: “Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza
gelmedikçe ölmezsiniz.”
Hoşumuza gitmeyen bir
duruma şahit olduğumuzda hayret makamına çekilelim ve muhatabı için: “Allah’ım,
ona da bana da hidayet ve selamet ver.” diye dua edelim. Çünkü o duruma bizim
nasıl tepki verdiğimiz de bizim imtihanımızdır.
İslama göre bazı
yasakların cezası ağırdır çünkü toplumu zedeleme riski vardır, bazı yasaklar
ise daha bireyseldir. O halde neden bireysel günahları konuşmaktan bu kadar
memnuniyet duyuyoruz? Unutmayalım, günahı işleyenin şahsiyetine değil; sadece
günaha kızabiliriz. Günahkar da olsa o kişi yine bizim din kardeşimizdir.
Her ibadetin kendine
has bir zorluğu vardır. Ayrıca hangi ibadetin kula daha ağır geleceği kişiden
kişiye değişir. Kimisi abdest almaya üşenir, kimisi boğazına düşkün olduğundan orucu
zor tutar, kimisi dış görünüşe önem verir ve tesettürü ağır bulur. Bu yüzden
hesaplar da biriciktir. Zaaflarımız olmasına rağmen üzerine giderek
gerçekleştirdiğimiz ibadetlerin ibadetlerin ayrı bir değeri vardır. Aynı ibadeti yapıyor görünsek de, birimizin çabası
diğerinden daha kıymetli sayılabilir.
Bu duruma Nebevi bir
perspektiften bakacak olursak Peygamber Efendimiz (sav), derde düşen birini
gören kimsenin şu duayı okumasını tavsiye etmiştir: “Sana verdiği beladan bana
afiyet veren ve beni yarattıklarından birçoğuna karşı üstün kılan Allah’a hamd
olsun.”
Sonuç olarak
kınamayalım, yıkıcı eleştiri yapmayalım, dua edelim. Elimizden geldiğince
insanların imanlarını korumalarına, gereklerini yerine getirebilmelerine yardım
edelim. Tebliğimizi sadece dilimizle değil, hâlimizle de yapalım.
/Gülce
